bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bayan bursa escort bursa escort escort bursa escort istanbul İstanbul escort şişli eskort beylikdüzü eskort sakarya escort escort sakarya izmit escort diyarbakır escort bayan kadıköy bayan escort bodrum vip escort escort bayan bodrum porno film izle porno türkçe porno porno sex türbanlı porno bahis sitesi kaçak bahis kaçak iddaa
Bugun...


RAMAZAN AYDIN

facebook-paylas
ÇIK ARTIK ZİHNİMİZDEN 12 EYLÜL!
Tarih: 12-09-2020 23:56:00 Güncelleme: 12-09-2020 23:56:00


ÇIK ARTIK ZİHNİMİZDEN 12 EYLÜL!

İlkokul 4.sınıfı bitirmiş, yaz tatilimi, her sene olduğu gibi, dünyaya gözlerimi açtığım Gülveren (Golberan) Mezrası’nda çalışarak, geçiriyordum.

Kâhta Temel Eğitim Yatılı Bölge Okulu’nun -uzaklıktan dolayı- köyüne, dolayısıyla anne-babasının yanına en seyrek aralıklarla giden öğrencilerinden olduğumdan, köyde tatil boyunca çalışacak da olsam, okulun tatil olmasını hasretle beklerdim.

Kışlarının uzun, sert ve bol karlı, yazlarının kısa olduğu ve kışın tüm hazırlıklarının yaz’ın üç ayında yapıldığı Golberan’a vardığımın ertesi gününde, işe, ot biçmekle başlardım. Akabinde orakla arpa ve buğday biçmek, biçtiğimiz bu ürünlerin yerine mısır ekimi vs. derken düvenle harman işi, harmanda kaldırılan mahsullerin, bozulmadan, kışın kullanmak üzere depolanması, kışın özellikle keçilerin yegâne yiyeceği olan meşe ağaçlarının yapraklarını dallarıyla kesip yığın yapmak(dehey) şeklinde devam ederdi.

Yine yığın zamanıydı. Rahmetli babam yığın üzerinde, biz de aşağıdan yukarıya, yaptığımız yaprak demetlerini, eline uzatıyorduk. O ise üst üste koyarak yığıyordu. Akşam üstüydü. Yakınımızdan bir ses, babama: ”Kolay gelsin Aziz Efendi”

Dönüp baktık. Köyümüzde Melâ namlı Hacı Karlı’ydı:

“Biliyor musun ihtilal olmuş, Kenan Evren gelmiş.”

Rahmetli babam: “Yapma ya! Öyle mi?” diye sordu.

İşlerin yoğunluğundan dolayı, o günlerde, radyoda haberleri dinleyememiştik. Oysaki sevgili babacığım, radyodan haber bültenlerinin müdavimiydi.

Rahmetli Babamın bulunduğu yaprak yığını üzerinde, duraksayıp durgunlaşmasından, “Yapma ya” deyişinden, daha da önemlisi, o andan sonra çalışma şevkinin birden kaybolmasından anlamıştım darbe denen bu zorbalığın çok kötü bir şey olduğunu. Melâ’nın, babama güzel bir haber getirmediğini, o anda, henüz 10 yaşımda öğrenmiştim.

Anlaşılan yıllarca ‘itinayla olgunlaşması’ beklenen darbe, 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilmişti.

Birkaç gün sonra, üç aylık yaz tatiline bir hafta da ben ekledikten sonra, 5.sınıfa devam etmek üzere, Golberan’da okul olmadığından, benim için tek seçenek olan okuluma yani Kâhta Temel Eğitim Yatılı Bölge Okulu’na gittiğimde nasıl bir manzarayla ve nelerle mi karşılaştım?

 İlkin  ‘işlik’ ya da ‘iş-teknik binası’ dediğimiz binanın dört bir tarafının sigara izmaritleriyle dolu olduğunu, diğer arkadaşlarla beraber, gördüğümüzde şaşırdık: “Bunları kim içmiş?’ diye sorduğumuzda, darbe gecesi, askerin önüne geleni yakalayıp buraya tıktığını ve insanlara işkenceye buradan başladığını öğrendik. Neye uğradığını şaşırmış, ekseriyeti mâsum insanlar, belki de tek tesellisi olan, sigaralarını içip izmaritleri bulunduğu yerin camından çevreye fırlatmışlardı.

Sadece bu kadar mıydı? Elbette değildi…

Dersliklerimiz, yemekhanemiz, yatakhanemiz, oyun ve spor alanlarımız, çeşmemiz, çamaşırhanemiz, bahçemiz, kısacası biz ilköğretim öğrencilerine bile zor yeten her şeyimiz, fiilen ve cebren, askerle paylaştırılmıştı. Bundan sonra, yaklaşık iki yıl boyunca her gün “yaylalar yaylalar” nakaratları eşliğinde eğitim yapıp öğrenim görecektik(!)

Bundan böyle, “Yatılı”da tüm eğitimimiz ve yaşantımız -maalesef- askeriye eksenli olarak devam ediyordu. Çocuklarda pek belli değil idiyse de bazı idareci ve öğretmenlerimizin yüz ifadelerinde, yanı başındaki bu  “emir-komutalı” hayatın rahatsızlığı okunmuyor değildi. Ama “silahlı kuvvet”e karşı ne yapılabilirdi ki? Nerede bilebilirdi ki, kendisini korusun diye eline silah verdiği kişilerin, bu silahı kendisine çevireceğini? Bu yüzden en doğal hakkı olan “Nedir bu? Anne-babasından uzak öğrencilerimize bile yetmeyen okulumuzun her şeyini sizinle paylaşmak zorunda mıyız?” haykırışını dile getiremeyip içlerine atıyorlardı. Ve bunun gibi bin bir türlü haklı şikâyet -korkudan- herhangi bir mercie iletilemiyordu?

Kim, kime derdini anlatabilirdi ki?  Memlekette artık kaos başlamıştı. 11 Eylül’e kadar yıllarca anarşiyle baş edemeyen(!) silahlı kuvvetler, bir gün sonra -aynı silahlı kuvvet- bütün anarşistlerin hakkında, bir anda gelivermişti(!)

…Ve hala -ne yazık ki-  kırk yıl geçmesine rağmen, o kara günün gölgesinde çıkarılan yasalarla, maalesef, yönetilmeye devam ediyoruz….

Yeter, çık artık zihnimizden ve hayatımızdan 12 Eylül! Seni anmak istemiyoruz.

Ramazan AYDIN – Kahramanmaraş  (12.09.2020)

ramazanaydin4402@gmail.com



Bu yazı 349 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
YAZARLAR
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI