AFFET & KURTUL
İnsanoğlu olarak şu fani dünya meydanında en çok zorlandığımız, nefsimize en ağır gelen ama ruhumuzu en çok özgürleştiren imtihanlardan biridir affetmek. Kalbimizde taşıdığımız kin ve kırgınlık yükleri sırtımızda taşıdığımız ağır yüklerden farksızdır. Oysa Yüce Dinimiz İslam, bizlere incitilsek de incitmeme, haksızlığa uğrasak da merhametten sapmama ahlakını öğütler. Affetmek acziyet değil, nefse galip gelen yüce bir kalbin tezahürüdür.
İyiliği kötülükle değil güzellikle defetmemizi emreden O ilahi ölçü (Fussilet, 34) ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) "Allah, affeden kulunun ancak izzetini artırır" müjdesi yolumuzu aydınlatır.
Peygamberler tarihi, adaleti merhametle taçlandıran büyük affedişlerle doludur. Ancak bu kıssalar sadece maziye ait hatıralar değil, bugün evimizde, okulumuzda ve iş yerimizde boğuştuğumuz dertlerimize tutulmuş birer aynadır.
Mekke’nin zorlu tebliğ yıllarında Taif’e giden Efendimiz (s.a.v.), taşlanıp kan revan içinde kaldığında dahi helak meleklerine izin vermemiş, "Umuyorum ki Allah onların neslinden O'na kulluk eden bir nesil çıkarır" diyerek dua etmiştir. Bugün toplum için, evlatlarımız için gece gündüz çırpınan öğretmenlerimizi, ömrünü okul koridorlarında tüketen idarecilerimizi veya bir canı kurtarmak için koşturan sağlık çalışanlarımızı düşünelim. Samimiyetle uzatılan bir elin karşılığında vefasızlık görmek, cehaletin ve saygısızlığın "sözlü veya fiili taşlarına" maruz kalmak günümüz insanının en büyük kırılma noktasıdır. Emek verdiği velisinden nankörlük gören bir öğretmenin ya da haksızlığa uğrayan bir idarecinin "Lanet olsun, artık kimse için parmağımı bile kıpırdatmam" diyerek kabuğuna çekilmesi tam da o Dağlar Meleği'nin teklifine teslim olmaktır. Oysa Taif ahlakı cehaletin taşlarına rağmen nesillerden ümit kesmemeyi, öfkeye kapılıp kapıları kapatmak yerine iyilikte ısrar etmeyi öğretir.
Öz kardeşleri tarafından kuyuya atılan Hz. Yusuf (a.s.), yıllar sonra Mısır’a aziz olup ailesine kavuştuğunda, babası Hz. Yakub'un "Sana bu zulmü eden kardeşlerine ne yapacaksın?" sorusuna, gücün zirvesindeyken "Bugün size kınama yoktur, Allah sizi bağışlasın" (Yusuf, 92) cevabını vermiştir. Günümüzde ailelerimizi yok eden en büyük virüs üç kuruşluk dünya malı, bir miras paylaşımı veya idari bir çekememezlik yüzünden birbirine düşen öz kardeşlerdir. Mahkeme kapılarında yıllarca sürünen, anasının babasının cenazesinde dahi helalleşmeyen, birbiriyle konuşmayan yüz binlerce kardeş var. Hz. Yusuf’un uğradığı haksızlığın yanında bizim miras kavgalarımız nedir ki? Kardeşinin başarısını, makamını veya malını kıskanıp ona kuyu kazanlara karşı imkân eline geçtiğinde "Bugün size kınama yoktur" diyebilmek, mahkemelerde değil gönüllerde helalleşebilmek Yusufî bir ahlakın günümüzdeki tek ilacıdır.
İslam ordusu Mekke’ye girdiğinde, yıllarca Müslümanlara işkence eden müşrikler Kâbe’nin avlusunda korkuyla kararı beklerken, muzaffer komutan Efendimiz (s.a.v.) "Gidiniz, hepiniz serbestsiniz" buyurarak gönülleri fethetmiştir. Bugün iş hayatında veya bürokraside eline küçücük bir yetki geçen insanımızın en büyük hastalığı, geçmişin hesabını görmek ve güç elindeyken altındakileri ezmektir. Bir makama oturduğunda kendinden öncekilerin izini silmeye çalışan, geçmişte kendisine yapılan bir haksızlığın intikamını elinin altındaki personelden çıkaran, yetkisini bir kılıç gibi sallayan idareciler çağımızın kanayan yarasıdır. Oysa gerçek büyüklük, yetki ve güç eline geçtiğinde ezmek değil bağışlayarak, adaletle ve zarafetle idare etmektir. Mekke’nin fethi, güç zehirlenmesi yaşayan modern idareciye verilmiş en büyük insanlık dersidir.
Sosyal medyanın ve klavye delikanlılığının esiri olmuş toplumumuzda linç kültürü, gıybet ve iftira fırtınası esiyor. İnsanlar bir anlık kulaktan dolma bilgilerle haber yapılmakta, haysiyetler zedelenmektedir. Daha da acısı İfk Hadisesi'ndeki gibi, ekmeğimizi yiyen, çayımızı içen, yıllarca iyilik ettiğimiz insanların arkamızdan kuyu kazması ve itibar suikastı yapmasıdır. İyilik yaptığımız birinden darbe yediğimizde "Artık kimseye iyilik yapmayacağım, herkesin canı cehenneme" demek en kolayıdır. Ama Nur Sûresi 22. ayet bize haykırıyor: Şahsi kırgınlıkların yüzünden iyilik kapılarını kapatma! Allah senin binlerce hatanı affederken, sen sana yapılan bir yanlışa takılıp iyilikten vazgeçme!
Şimdi dönüp kendimize, gönül dünyamıza bakmamız gerekmiyor mu?
Bizler diğer insanlara karşı hakkımızı helal edeceğiz ki yarın mahşer gününde Rabbimiz de bizi bağışlasın. Bu kolay mıdır? Şüphesiz nefse ve gurura ağır gelir. Ancak cennet ucuz değildir gururunu ve kinini Allah rızası için feda edebilmek, o yüce makamların kapısını açan anahtardır.
Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin bizleri, anne-babamızı ve evlatlarımızı affeyle. Kalplerimizdeki kini söküp al. Bizi nefsimize yenilip intikam peşinde koşanlardan değil, Senin rızan için affedip kurtuluşa erenlerden eyle. Âmin, yâ Mu'în...