GELDİĞİNDE MUTLU EDEN LİDER
Liderlikle ilgili düşüncelerimizi paylaşmaya, hayatın ve insan ilişkilerinin kalbine dokunan bu yolculuğu kelimelere dökmeye devam ediyoruz.
Bugün meseleye en somut ve en insani yerinden, dostluğa ve insana yapılan yatırımla başlayalım. Atalarımız ne kadar güzel söylemiş: "Tek bir taştan duvar olmaz." Birlikte çalıştığımız kurumda güven ortamı inşa etmek, sadece işlerin yürümesini sağlamaz orayı nefes alınan, huzur duyulan sıcak bir yuvaya dönüştürür. Güven dediğimiz o yüce duygu bir çırpıda kurulmayan, emek isteyen ve en başta ekip üyeleri arasında samimi bir anlayış birliği gerektiren bir süreçtir. Şunu unutmamalıyız: Güven, insan motivasyonunun en saf ve en yüksek biçimidir.
Bu durumu kalbimize ve zihnimize nakşedecek güzel bir benzetmeyle anlatmak gerekirse güven ortamını oluşturan çalışanlarımız birer tohum, o güvenin kök salıp yeşereceği kurum kültürü ise toprak gibidir. Liderin asıl görevi ise bu toprağı sevgiyle işlemek, korumak ve her bir tohumun fidana dönüşmesi için şefkatle bakımını yapmaktır. Ekip içindeki o huzur ve güven ikliminin varlığından doğrudan lider sorumludur. Bunun için de liderin önce kendi özüne güvenmesi, sözüyle ve özüyle güvenilir olması ve birlikte yürüdüğü arkadaşlarına yürekten inanması gerekir.
Motivasyonun gıdası güven, güvenin temeli ise adalettir. Adil bir lider, ekibindeki hiç kimsenin arkasından konuşulmasına izin vermez dedikoduya ve gıybete kapıları sonuna kadar kapatır.
Bunun da ötesinde, gerçek bir lider çalışanlarını sadece mesai saatleri içinde hatırlamaz. Onların eşlerini, evlatlarını, ailevi sevinçlerini ve dertlerini gönlünde taşır. Bir çalışma arkadaşımızın ya da yakınının hastalığında kapısını çalmak, bir çayını içmek evladının sınav heyecanını paylaşmak, sevinçli gününde gözlerinin içine bakarak tebrik etmek, zor gününde omzundaki yükü paylaşmak liderliğin en insani, en zarif boyutudur. Lider aynı zamanda sözünün eridir. İşe ve çalışma koşullarına dair verdiği sözlerin arkasında durur. Çünkü biliriz ki güven biterse, liderlik de biter.
Şunu kalbimize yazalım: İyi bir lider insanlarda güven uyandırır daha iyi bir lider ise insanların kendi öz güçlerine ve yeteneklerine güvenmelerini sağlar.
Güvenle harmanlanmış bir liderliğin en büyük nişanesi ise iyimserlik ve güler yüzdür. "Önümüzdeki günler çok karanlık, geleceğimiz belirsiz" diye sürekli karamsarlık pompalayan bir yöneticinin arkasından kim yürümek ister? Sözleriyle iç karartan bir arkadaşımızla bile oturup bir bardak çay içmek istemezken, hayatımızın büyük bir kısmını kaplayan iş yolculuğunu böyle karamsar bir insanla sürdürmek ne kadar zor olurdu... Liderin görevi dert yanmak, şikâyet etmek değil gönüllere su serpmek, çözüm üretmektir. En fırtınalı anlarda bile limanı ve güzel günleri ekibinin gözünde ve kalbinde canlandırabilmektir.
İşte bu yüzden, en sıkıntılı kriz anlarında dahi kendi kaygımızı denetlemeli, duygularımızı yönetmeli ve ekibimize moral vermeliyiz. Kişiliğin ve duruşun gerçek gücü tam da bu zor anlarda sınanır. Çalışanlar, liderlerine yürekten bağlanıp bağlanmayacaklarına işte böyle zamanlarda karar verirler.
Her yönetici adımlarını attığı ortama bir ruh, bir etki katar. Kimi yöneticiler vardır, giderken mutlu ederler kimi yöneticiler vardır ki geldiğinde gönüllere sürur verir, gelişiyle mutlu ederler... Gittiğinde arkasından şükür lokması dağıtılan yöneticiler, kurumu ve insanların ruhunu adeta zehirleyenlerdir. Onlar çalışanların içindeki azim ışığını söndürür, yaşama enerjisini emer, önlerini karartırlar. Açık ya da gizli bir biçimde sürekli insanlara yetersiz ve hatalı olduklarını hissettirirler. Böyle bir ortamda çalışanlar, azarlanma veya olumsuz bir söz duyma kaygısıyla yöneticiden köşe bucak kaçarlar.
Oysa bizim gayemiz, gelişiyle mutlu eden, varlığıyla huzur veren bir lider olabilmektir. Çalışanlarımıza yaşama ve başarma enerjisi sunmalı, yollarını ve içlerini aydınlatmalıyız. Bu da ancak onların yaptığı güzel işleri yakalamakla, güçlü yönlerini aksettirmekle ve açıkça ya da bir tebessümle onlara ne kadar kıymetli olduklarını hissettirmekle mümkündür. İşte o zaman mesai arkadaşlarımız bizi gördüklerinde
İyimserliği diri tutmak tatlı dille konuşmaktan, duyguları şefkatle yönetmekten geçer. İnsan kalbine giden en kısa yol, samimi bir tebessümdür. Kötümser insan her kabuğun altında can yakan bir yara ararken iyimser lider o kabuğun altında iyileşmekte olan dokuyu görür, umudu elden bırakmaz.
Gelişimizle gönüllere ferahlık katmak, arkamızda kırık kalpler değil, güzel izler bırakmak duasıyla... Yolumuz ve gönlümüz her daim açık olsun.