UST İN TİME
Günler, aylar, yıllar birbirini su gibi kovalıyor. Hayat büyük bir hızla akıp giderken, az önce baktığımız o su, artık aynı su değil akıp gitti, yenilendi. Ömür de aynen böyle avuçlarımızın arasından kayıp gidiyor. Geçen tek bir anı bile geriye getirme gücümüz yok. Tam da bu yüzden büyüklerimiz iyi insana, kâmil insana, kıymetli insana "İbnü’l-Vakt" yani "vaktin çocuğu" lakabını takarlarmış. Vaktin çocuğu olabilmek anı yaşamak, o an neyi gerektiriyorsa, sorumluluk olarak o an önümüze neyi koyuyorsa tam zamanında, yani o batılıların "just in time" dedikleri cinsten, "an bu an, zaman bu zaman" şuuruyla hareket edebilmektir.
Bu idrak haliyle hayata devam edebilmek ne kadar kıymetli... Öyle bir hayat yaşamalıyız ki, vakit tamam olup da geriye dönüp baktığımızda arkamızda sadece sararmış bir yığın yaprak değil, geleceğe umutla bakan tazecik fidanlar dikmiş olalım. Hayata değer katmak, Hakka hizmet etmek, halka hizmet etmek... Hazreti Ömer Efendimizin, yüreğimize dokunan ifadesiyle şu hayatta "güzel insan yetiştirmek" en büyük, en önemli meselemizdir.
"BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SADÂ İMİŞ..."
Şu koca dünyada herkesin bir meşguliyeti var kuşkusuz kiminin memuriyeti, kiminin işçiliği, esnaflığı, yöneticiliği... Fakat asıl olan, hayatın koşturmacası içindeki bu tali vazifeler akıp giderken, bizim ana vazifemizi unutmamamızdır. Ana vazifemiz Müslüman olmak, iyi insan olmak, güzel ahlak sahibi bireyler olarak yaşayabilmektir. Ve bir adım daha ötesi "emr-i bi'l-ma'rûf nehy-i ani'l-münker" şuuruna erişmek, yani ıiyiliği her yere yaymaya çalışıp kötülüğün önüne set çekecek bir olgunluğa, o aşamaya gelebilmektir.
Yoksa bugün yeryüzündeki 8 milyar insan da bir şekilde hayatını sürüp gidiyor, sabahı akşama bağlıyor. İşte bu muazzam kalabalığın, bu insan selinin içerisinde asıl soru şu: Bizler, bizi yoktan var eden Rabbimizin dediklerini, emirlerini ne kadar yerine getirebiliyoruz? Yoksa o kötülüğü emredip duran nefis, bizi kendi karanlığına çekerek görevini sinsice yapıyor da biz farkında olmadan Allah'ın rızasına aykırı işlerin peşinden mi koşuyoruz?
İşte tam burada durmak lazım. Durup kendimizi bir çek etmek, hesaba çekmek lazım. Kalbimizin derinliklerine dönüp o ilahi soruyu sormak lazım: "Fe eyne tezhebûn?" Yani, bu gidiş nereye?
Yolumuz iyiliğe, hayra, doğruya ve güzele mi çıkıyor yoksa kötülüğe, kalp kırmaya, gönül yıkmaya doğru mu sürükleniyoruz?
Unutma dostum ana söz de, öz de, özne de sensin. Bu hayatta sen hem özel hem de çok önemlisin. Ömür dediğin bu sınırlı zaman diliminde dünyayı ve ahiretini güzelleştirmek, arkanda hayırlı işler bırakmak tamamen senin elinde. Vakit henüz varken, su akıp gidiyorken, vaktin çocuğu olmaya bak...