Bugun...


HÜSEYİN YILMAZ

facebook-paylas
ÇAĞRI -2
Tarih: 14-08-2026 15:40:00 Güncelleme: 14-08-2026 15:40:00


Çağrı (2)
Rabbimi çağrısına kulak vererek, O kutlu şair Nâbî’nin sözlerine hayata geçirerek  adımlarını attın ve işte şimdi Medine’desin…
Ensar’ın o cömert, kucaklayıcı ruhuyla berabersin. Resûlullah’ın (s.a.v.) bastığı topraklarda nasıl da hilm sahibi, nasıl yumuşak ve mütevazisin… Ne kadar ağırbaşlı, asaletli ve sakinsin.
Medine bir başkadır. Medine insanı yumuşatır, insanı alıp bambaşka bir ruh haline büründürür. Orada incitilmez, orada kızılmaz, orada yüksek sesle bile konuşulmaz. Nitekim cennetmekan Sultan II. Abdülhamid Han’ın o eşsiz edebi ve hürmeti gelir akıllara… Hicaz Demiryolu Medine-i Münevvere’ye yaklaştığında, Resûl-i Zîşân Efendimiz (s.a.v.) ve O’nun beldesi rahatsız olmasın, gürültü gitmesin diye rayların üzerine keçeler sardıran o ulu Hakan’ın hassasiyetidir Medine… İşte Medine, Resûlullah’a böyle derin bir hürmetle bağlanan insanların iklimidir.
Medine’nin havası da bir başka sarmalar insanı. O esen bad-ı sabâ, o tatlı ve serin rüzgâr… Bazen sabahın seher vaktinde tatlı bir soğuk düşer de insan hafifçe ürperir ya hemen bir hırkaya, kazağa sarılır hani… Tıpkı bir çocuğun annesinin eteğine sarıldığı gibi… İşte burada da hürmetle adımlayan her bir mümin, Bâbü’s-Selâm’dan içeri girerek kendisini Efendimiz’in (s.a.v.) eteklerine sarılır:
"Es-selâmü aleyke yâ Resûlallah! Anam, babam, canım, malım sana fedâ olsun yâ Resûlallah..."
Gözyaşları içerisinde, edeple, tahiyyatla, sonsuz bir hürmetle Âlemlerin İftihar Tablosu’nu selamlamak…
İşte tam o andasın. O muazzam kalabalığın, o seçilmiş insanların arasındasın ama sanki bir anlığına zaman duruyor koca dünyada sadece sen ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) baş başasınız. Selam veriyorsun O’na… Yüreğinin en derininde hissediyorsun O’nun varlığını. Dudakların titriyor, gözlerinden sicim gibi yaşlar dökülüyor kalbin rakik, ruhun kanat çırpıyor. Ve işte o müthiş an, o eşsiz final: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) senin selamına mukabele ediyor, selamını alıyor…
"Ve aleykümü's-selâm ey gönlünü bu kapıya bağlayan mümin..."
Allahu Ekber! Dünyada ve ukbada bundan daha büyük bir saadet, bundan daha yüce bir devlet var mıdır? Bu manevi atmosferi solumayan, bu huzur ikliminde erimeyen ruhlar bu lezzeti ne bilsinler?
Şair Şeyh Galib, Efendimiz’e (s.a.v.) olan sevgisini ve acziyetini dile getirirken ne güzel söyler:
"Sultân-ı rusül, şâh-ı mücevsevdir efendim,
Bîçârelere lütf u keremler kıl efendim,
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim,
Hak’tan bize sultân-ı müeyyedsin efendim..."
Ve ardından ekler o zarif edipler: "Yâ Resûlallah! Benim yazdıklarımın güzel olduğuna bakmayın. Sözüm güzel olduğu için siz güzelleşmediniz aksine sizden bahsettiğim, isminiz yazıma şeref verdiği için benim şiirim güzelleşti..."
Sübhânallah! Ey Rabbim, Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyurduğun O Sevgili’nin huzuruna bizleri kabul ettin. Tüm hatalarımıza, nisyanlarımıza, isyanlarımıza rağmen bizi bu mübarek eşiğe yüz sürenlerden eyledin.
İşte tam bu şükür makamında, Hz. Ali Efendimizin (r.a.) o muazzam ve ufkumuzu açan münacatı yankılanır yüreğimizde:
"Allah’ım! Senin bana Rabb oluşun, övünç olarak bana yeter. Benim de Sana kul oluşum, şeref olarak bana yeter. Sen tam benim istediğim gibisin, beni de Kendi istediğin gibi eyle..."
Bize Kul olmayı nasip eden, Kendini tanıtan ve bizleri O En Sevgili’ye ümmet eyleyen Yüce Rabbimize sonsuz hamdolsun…





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI