LİDER OLUNUR MU, DOĞULUR MU?
"Lider olunur mu, doğulur mu?" sorusunun teorik cevaplarını yöneticiler olarak hemen hepimiz kitaplardan okumuşuzdur. Yönetim literatürünün süslü cümlelerine, kavramsal ayrımlarına aşinayızdır. Fakat ne yazık ki en büyük zaafımız, öğrendiklerimizi hayata geçirmekte, yani tatbikat safhasında ortaya çıkıyor. Okullarımızda, kurumlarımızda ve işletmelerimizde arzuladığımız o hakiki başarıya ulaşamamamızın en temel engeli de tam olarak bu: Sözü eyleme dönüştürememek.
Şu hakikati görmek zorundayız: Yeni binalarda, teknolojiyle donatılmış okullarda ve teknolojinin içine doğmuş dijital çağın çocuklarını, eski çağın eski kurallarıyla yönetemeyiz, yönetmemeliyiz. Eğer bunu yapmaya kalkarsak, gelişmekte olan 3. Dünya ülkelerinin eğitim sistemlerinde yaşanan o kısır döngülerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Rüzgâr eken fırtına biçer.
Prof. Dr. Acar Baltaş’ın Yeni Yöneticilerin El Kitabı’nda hayatın içinden örneklerle ele aldığı gibi, yöneticilik ile hakiki liderlik arasındaki fark tam da bu noktada ayrışır.
Amerikan eski Başkanı Reagan: "Gerçek lider mutlaka büyük işler başaran değil, insanların büyük işler başarmasını sağlayan kişidir." Diyor. Bizim tarihimizdeki liderler, bulundukları ortamı adeta bir arı kovanına çeviren, ekibini o kovanın vızır vızır çalışan birer parçası kılan ve günün sonunda ortaya mucizevi işler, kalıcı eserler çıkaran şahsiyetlerdir. Son yüzyıla kadar bu topraklardan çıkmış büyük liderlerin başarılarıyla övündük. Ancak artık sadece geçmişle övünme vakti geride kaldı şimdi hikâyeyi yazma sırası bizde!
Eğer biz eğitim yöneticileri kendi hikâyemizi sahada bizzat yazmazsak, birileri bizim yerimize o hikâyeyi yazıyor ve ortaya ruhunu kaybetmiş, mevzuat arasına sıkışmış idareci tipleri çıkıyor.
Bakınız, yaşanmış bir eğitim liderliği örneği meseleyi ne güzel özetler: Yıllar önce imkânsızlıklar içindeki bir mahalle okuluna tayini çıkan bir okul müdürü, seminer çalışmalarının ilk günü öğretmenler odasına girdiğinde tükenmişlik içindeki bir kadroyla karşılaşır. Müdür bey, emirler yağdırmak ya da eksikleri raporlayıp kenara çekilmek yerine ertesi sabah erkenden okula gelip önlüğünü giyer ve eline fırçayı alarak okulun yıpranmış kapılarını boyamaya başlar. Onu gören öğretmenler, görevliler ve hatta veliler birer birer yanına gelir, fırçanın bir ucundan tutar. Birkaç hafta içinde sadece okulun fiziki çehresi değişmez o müdürün gösterdiği samimi duruş, okuldaki herkesin içindeki cevheri açığa çıkarır. İşte liderlik, makam koltuğundan talimat vermek değil sahaya inip o ateşi bizzat yakmaktır.
İşte gerçek liderlik kurumu ve ekibi arkasına rüzgârı alarak sürükleyebilme sanatıdır. Rüzgâra karşı direnerek değil, ekibiyle tek bir vücut olup rüzgârı arkasına alarak başarmaktır.
Bugün ülkemizde 8 milyonu aşkın üniversite mezunu var. Her alanda yetişmiş binlerce insan bulunuyor. Böyle bir tabloda evlatlarımızı, öğrencilerimizi akranlarından öne geçirecek olan şey artık sadece diploma veya teorik bilgi değildir. Özellikle yapay zekâ çağında bilgiye ulaşmak bir tık kadar kolayken, insanı farkı kılacak olan şey 21. yüzyıl becerileridir: Ekip ruhuyla uyum içerisinde çalışabilmek, Liderlik vasfına sahip olmak, Karşılaşılan krizlerde hızlı ve insan kazanarak çözüm üretebilmek.
Binlerce mühendisin, öğretmenin, uzmanın arasından sıyrılmak bilgi yarışıyla olmaz. Önemli olan, o bilgiyi alıp harmanlamak hayatın içinde karşılaşılan problemlere en kısa yoldan ve gönülleri kazanarak çözüm üretmektir.
Liderlikte işine sevgiyi katmak en hayati unsurların başında gelmektedir. Bunun yanına koyacağımız diğer saç ayağı ise liyakat ve kendini sürekli geliştirmektir.
Bakınız, Muharrem Nureddin Coşan Beyefendi bizlere nasıl ufuk açıyor:
"Önünüzdeki, alanınızdaki, makamınızdaki en iyi kişinin tüm vasıflarını kazanarak onları ayağınızın altına alıp oradan başlayınız görevinize..."
Yine merhum gönül insanı Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan’ın şu uyarısı omuzlarımıza büyük bir sorumluluk yüklüyor:
"Alanınızda uzman olun, aranan kişi olun, ilk akla gelen kişi olun!"
Bizler eğitim liderleri olarak bu irfanla hareket etmek, işimize sevgimizi katmak ve her daim aranan, çözüm üreten, iz bırakan şahsiyetler olmak zorundayız.
Bu seri boyunca, liderliğe dair laf kalabalıklarını bir kenara bırakıp, tam da hayatın merkezinden, sahada yaşanmış örneklerle yolculuğumuza devam edeceğiz.
Ve başlığımızdaki o kadim soruya dönerek ilk adımı atalım: Lider olunur mu, doğulur mu?
Hem olunur, hem de doğulur. Bence aslolan: Lider, doğuştan gelen o fıtri kabiliyetlerle doğar fakat sahada ter dökerek, sorumluluk alarak, pişerek ve dertlenerek lider olur.