Ö-L-Ü-M
Ölüm... Dilimde iki hece, dört harf sonucu yeni dünyalara açılan bir kapı…
Öldün işte sen de. Ölürken yanında hemencecik verecek olduğun o son nefes öncesinde kimler var? Ne konuşuyorlar? Ne anlatıyorlar hemen yanı başında? Ölüm hallerini yaşıyorken sen, senin sandığın her şeyin asıl sahibine dönecekken kulağına "Allah, Allah, Allah" diyenlerle beraber sen de Sevgilinin, En Sevgili’nin ismini fısıldayarak öbür âleme mi uçmaktasın?
Uçmanı kolaylaştırmak için Yasin-i Şerifler, ihlasla Kelime-i Tevhidler okuyorlar değil mi dostların? Sahi, senin dostların kimler? Beraber yiyip içip gezdiğin dostların, hemen yanı başında sana ne
Hasan Can ne demişti Yavuz Sultan Selim’e son anında? "Şimdi Yaratıcı ile birlikte olmak zamanı..." Yavuz, hasta yatağından zorlanarak doğrulup o kankasına, sadık dostuna: "Bre Hasan Can, sen şimdiye kadar bizi kiminle sanırdın?" demesi gibi...
Biz, çevremizdekiler ne alemdeyiz? Kankalarımız bize Yüce Yaratıcıyı hatırlatıyorlar mı? Kelime-i Tevhid’i, Allah lafzını sana tekrar ettirecekler mi? Dost dediğin bir dost, pir dost, dünyalara değen bir dost olmalı.
Yoksa! Aman Allah’ım! Düşünmek bile istemiyorum bu durumu... Ne yapıyor dostların o sırada? O kadar benimsemiş oldukları dünyayı mı sana söyletiyorlar? Son nefessin ve senin yanındakiler "dünya, dünya, dünya" diyorlar sen de "dünya" mı diyorsun son nefeste? Veya o ana kadar neye tapıyorsan onu demen için mi sana telkinde bulunuyorlar? Eyvahlar olsun, ne acı bir durum!