ŞEYH ADİL: BAKİ BİR SADA
Kahramanmaraş’ımızın maddi ve manevi mimarlarından, yediden yetmiş yediye herkesin gönlünde yer etmiş Şeyh Adil Hazretleri’nin huzurundayım... 1704 yılında dar-ı bekaya irtihal etmiş, aradan tam 322 yıl geçmiş olmasına rağmen ismi hâlâ diri, namı hâlâ çağları aşıp yürüyor. Şeyh Adil denince akla sadece fani bir unvan gelmez 17. yüzyılda Maraş’ın amiri, su başısı, yani Valisi. Kahramanmaraş ve çevresini yöneten en bilinen mülki idareci sayıları: Anadolu Selçuklu: 7, Osmanlı Devleti: 70 ve
Türkiye Cumhuriyeti: 47 vali. Bu kadar yöneticinin arasından sadece 1 ismin Şeyh Adil’in ismi şu gökkubbede hâlâ yankı buluyor.
Bir bürokrat olarak bu topraklarda kaç yıl hizmet etmiş olabilir ki? Şeyh Adil. Ama 322 yıldır adı dualarla, hürmetle anılıyor. İnsan tefekkür etmeden duramıyor: Acaba nasıl bir adanmışlıkla yaşadı, Rabbine nasıl bir yakarışta bulundu ki ismi bu gök kubbede silinmez bir sada oldu?
Yerin altındakilerin sayısı, bugün yerin üstünde nefes alanları çoktan aştı. Gezip tozup, yaşamımızın geçtiği şu fani dünyanın ardındaki asıl ana yurdumuzun ilk kapısı kabristandır. Sessizce yatan o taşlar fani rütbelerin, dünyalık hırsların ve makamların ne kadar boş olduğunu her an zihnimize fısıldayıp duruyor. İşte bu sarsıcı hakikat karşısında insana düşen en yüce gaye ömür sermayesini tamamlayıp asıl yurda çekildiğinde, şu gök kubbede baki, hoş ve khayırlı bir sada bırakabilmektir.
Bu dünyadan nice sultanlar, nice çobanlar derken milyarlarca insan geldi geçti. Karşımızdaki mezar bazen bir alim, bir öğretmen, bazen gencecik bir şehit, bir gazi bazen de adı sanı silinip gitmiş garip bir mezar taşı... Hepsi nihayetinde o asıl yurda dönmüşler.
Ey Hsyn! Şanına, makamına, fani payelerine değil namının hem bu cihanda hem de ebediyet aleminde khayırla yad edilmesine talip ol!
Bugün Şeyh Adil Hazretleri'nin kabristanına varıp o manevi iklimi soluduğunuzda toprağın, üzerindeki ağaçların ve güllerin capcanlı oluşu, o mübarek zatın naaşının dahi ne kadar bereketli olduğunun açık bir nişanesidir. Ancak tasavvufi idrak bilir ki velayet ehlinin kerametinden de öte, asıl ve en büyük keramet istikamettir. Hakk'ın rızasına giden dosdoğru yolda sabitkadem kalabilmektir.
İşte bu şuurla tefekkür ederken, ertelemeden ve ötelemeden Kur'an-ı Kerim’de bizlere öğretilen o muazzam peygamber duasıyla yalvarıyorum: "Rabbimiz! Bizi ve neslimizden gelenleri muttakilere (takva sahiplerine) önder ve imam kıl!"
Allahu Ekber! Muttaki olmak haramlardan sakınmak, sorumluluk şuuruyla yaşamak başlı başına büyük bir şeref ve hayat tarzıdır. Ancak duadaki o üst gaye sadece kendi kabuğuna çekilmek değil, muttakilerin önderi, khayırda çığır açanların öncüsü olabilmektir.
Şeyh Adil Hazretleri'nin hemen yanı başında adı sanı unutulmuş, 60-70 yıllık ömrünü tamamlayış nice güzel insanlar da, kötü insanlar da dünya hayatını bitirmişler, toprağın altında yatıyor. Onlar da "Ol!" emriyle gelip birer ömür sürdüler: İyi veya kötü…
Bugün bizim üzerimize düşen görev evlatlarımızı, ailelerimizi ve toplumumuzu konfor bataklığından, benlik ve egoizm tuzaklarından kurtarmaktır. Sadece evlatlarımızın maddi ihtiyaçlarını karşılamak, üstlerine elbise alıp ceplerine harçlık koymak yetmiyor. Onların zihnini ilimle, kalbini imanla, ruhunu ise muttaki bir şuurla teçhiz edecek güzel anne, güzel baba ve örnek rehberler olmak mecburiyetindeyiz.
Bilge insan Muharrem Nureddin Coşan Beyefendi’nin o yüce şuurla ifade ettiği gibi: "Ya Rabbi, bizleri dininin hizmetçisi kıldığın için sana teşekkür ediyorum" diyerek niyazımızı tazeliyoruz.
Tüm müktesebatımızla dinimize, evlatlarımızın terbiyesine ve ailelerimizin konfor bataklığından sıyrılarak güzel insan olmalarına hizmet etmeyi bizlere nasip eyle Ya Rabbi. Şeyh Adil Hazretleri’nin hürmetine ve o güzel kulların duasının bereketiyle bu samimi niyetlerimizi müyesser kıl.
Bizleri ve neslimizi muttakilerin önderlerinden eyleyen, asıl anayurdumuza tam bir hazırlıkla dönen, gök kubbede hayırlı bir iz bırakan ve ebedi saadet dairesine giren halis kullarından eyle...
Yolumuz ve gönlümüz daim açık olsun.