KAHRAMANMARAŞ-İZMİR SİYASETİNİN GÜNDEMİ: SEÇMENİN İRADESİ VAR MI?
Sevgili Okurlarım,
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Kahramanmaraş Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar ve Türkoğlu Belediye Başkanı Mehmet Karaca’nın partilerinden ayrılarak AK Parti’ye geçmeleri, siyasetin gündemine oturdu.
Bu gelişmeler üzerine bazı çevreler, “Seçmenin iradesi ne olacak?” diye soruyor.
Ben de herkese şu soruyu soruyorum:
Türkiye’de gerçekten seçmenin iradesi var mı?
TBMM’de görev yapan milletvekillerini biz mi seçtik? Türkiye’deki kasaba, ilçe, il ve büyükşehir belediye başkanlarını gerçekten biz mi belirledik?
Elbette sandığa gidip oyumuzu kullanıyoruz. Ancak asıl mesele, kime oy vereceğimizi ne ölçüde kendimizin belirleyebildiğidir.
Türkiye’de seçmen iradesi denildiğinde üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir konu var. Mahalle muhtarlarımızı adaylar arasından doğrudan kendimiz seçiyoruz. Milletvekili ve belediye başkanı seçimlerinde ise siyasi partilerin genel merkezleri, adayların belirlenmesinde büyük ölçüde söz sahibi oluyor.
Ankara’da genel başkanlar veya genel merkez yöneticileri adayları belirliyor biz de önümüze konulan listeler arasından tercih yaparak sandığa gidiyoruz.
Peki, o zaman sormak gerekmiyor mu?
Biz gerçekten milletvekilimizi ve belediye başkanımızı mı seçiyoruz, yoksa genel merkezlerin belirlediği adaylara mı oy veriyoruz?
MİLLETVEKİLİNİ Mİ SEÇİYORUZ, PARTİYİ Mİ?
Milletvekili seçimlerinde tercihli sistem uygulansa, seçmenlerin iradesi daha doğrudan sandığa yansıyabilir.
Örneğin, bir seçim bölgesinde 40-50 aday vatandaşın karşısına çıksa ve seçmen, parti listelerindeki sıralamaya bağlı kalmadan beğendiği adaya oy verebilse…
Böylece milletvekili adaylarının belirlenmesinde yalnızca genel merkezlerin değil, doğrudan seçmenin de söz sahibi olması sağlanabilir.
Vatandaş, kendisini Mecliste temsil edecek kişiyi daha özgür biçimde seçebilir. Adaylar da seçilebilmek için yalnızca parti yöneticilerinin değil, halkın güvenini kazanmak zorunda kalır.
Elbette böyle bir sistemin uygulanabilmesi için seçim mevzuatının ve siyasi partilerin aday belirleme yöntemlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Ancak temel düşünce açıktır: Milletin vekilini belirlemede milletin söz hakkı güçlendirilmelidir.
BELEDİYE BAŞKANINI DA SEÇMEN BELİRLEMELİ
Aynı durum belediye başkanları için de geçerlidir.
Bir belediye başkanını genel merkez aday gösteriyor, vatandaş da o adaya oy veriyor. Başkan seçildikten sonra çeşitli siyasi gelişmeler yaşanabiliyor ve başkan başka bir partiye geçebiliyor.
İşte bu noktada seçmenin iradesi tartışmaya açılıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Belediye başkanının başka bir partiye geçmesi, tek başına hukuken seçmenin oyunu başka bir partiye taşımak anlamına gelmez. Seçilen kişi görevine devam ederken siyasi tercihini değiştirebilir. Bununla birlikte, seçmenin verdiği siyasi desteğin ne ölçüde temsil edildiği sorusu ortada durmaktadır.
Peki, çözüm ne olabilir?
Belediye başkanlığı seçimlerinde de adayların belirlenmesinde seçmenin etkisini artıracak yöntemler geliştirilebilir. Ön seçim, üyelerin katıldığı aday belirleme süreçleri ve daha demokratik adaylık mekanizmaları güçlendirilebilir.
Vatandaşın doğrudan adaylar arasında tercih yapabildiği, adayların kişisel yeterliliklerinin ve projelerinin ön plana çıktığı bir sistem, demokratik temsili güçlendirebilir.
Böyle bir sistemde seçmen, belediye başkanına daha güçlü bir siyasi sorumluluk yükleyebilir.
Çünkü seçmen, “Ben sana oy verdim bu güveni nasıl kullandın?” diye hesap sorabilmelidir.
SEÇMENİN İRADESİ SADECE SANDIĞA GİTMEK MİDİR?
Bugün Türkiye’de seçmenler sandığa gidiyor, oylarını kullanıyor ve seçim sonuçlarına göre yöneticiler belirleniyor. Ancak demokrasinin kalitesi yalnızca sandığın kurulmasıyla ölçülmez.
Adayların nasıl belirlendiği, seçmenin seçeneklerinin ne kadar geniş olduğu, siyasi partilerin ne ölçüde demokratik işlediği ve seçilmişlerin halka karşı nasıl hesap verdiği de önemlidir.
Genel merkezlerin aday belirleme süreçlerinde güçlü olması, seçmenin iradesinin hiç olmadığı anlamına gelmez. Ancak seçmenin iradesinin daha etkin biçimde ortaya çıkması için aday belirleme mekanizmalarının tartışılması ve geliştirilmesi gerekir.
Siyasi partiler, seçmenin yalnızca oy verdiği kuruluşlar değil, aynı zamanda demokratik katılımın temel araçlarıdır. Bu nedenle aday belirleme süreçlerinde üyelerin ve vatandaşların söz sahibi olması, siyasete duyulan güveni artırabilir.
SON SÖZÜM ŞUDUR!
Sevgili Okurlarım,
Kahramanmaraş’ta ve İzmir’de yaşanan parti değişiklikleri üzerinden gündeme gelen tartışmayı yalnızca üç belediye başkanının siyasi tercihiyle sınırlı görmüyorum. Asıl mesele, Türkiye’de seçmenin iradesinin nasıl daha güçlü hâle getirilebileceğidir.
Benim düşüncem şudur: Milletvekili adaylarını belirlerken de belediye başkanı adaylarını belirlerken de seçmenin söz hakkı artırılmalıdır. Genel merkezlerin belirlediği adaylar arasından tercih yapmakla yetinmeyen, adayların belirlenmesinde de etkili olan bir seçmen modeli üzerinde düşünülmelidir.
Milletvekili ve belediye başkanı, kendisini yalnızca parti yönetimine değil, kendisine güvenerek oy veren vatandaşa karşı da sorumlu hissetmelidir.
Demokrasi, yalnızca sandığa gidip oy kullanmak değil, kimin aday olacağına karar verme sürecinde de söz sahibi olabilmektir.
Herkese bir kez daha soruyorum:
Biz milletvekillerimizi ve belediye başkanlarımızı gerçekten kendimiz mi seçiyoruz, yoksa bizim adımıza belirlenen adaylar arasından mı tercih yapıyoruz?
Bu soruyu tartışmaya açmak, demokrasimizi güçlendirmek için önemli bir adımdır.
Kalın sağlıcakla…
Bekir DOĞAN
Gazeteci-Yazar